Dünyanın Başkenti İstanbul

Click to rate this post!
[Total: 1 Average: 5]
İstanbul, uzun ve karmaşık tarihi boyunca, farklı medeniyetlerin bazen merkezi oldu, bazen de yörüngesine girdi. Böylece, o medeniyetlerin birbirine hiç benzemeyen şehircilik anlayışları İstanbul’un oluşumunda etkili oldu. Bunların izleri şimdi de kentin dokusunda görülebilir.
Bu tarihin uzunluğu ve bu uzun tarih boyunca İstanbul’un önemli bir merkez olarak varlığını sürdürmesi şehrin coğrafi konumuyla yakından ilgilidir. Boğaziçi iki denizi birbirine bağlayan bir su yoludur ve su yolunun iki kıyısında iki kıta karşı karşıya gelir. Böyle bir kavşak noktasının ticari, askeri vb. bakımlardan nasıl bir stratejik önemi olacağı açıktır. Ancak, bu açıdan bakıldığında, Çanakkale’nin de benzer özellikleri olduğu görülür. Öyleyse niçin o boğazın
kıyısında İstanbul gibi önemli bir şehir kurulmadı? Bu sorunun cevabı, Haliç’tir. Haliç her mevsimde ve her türlü rüzgârda güvenli bir limandır ve koca Doğu Akdeniz bölgesinde güvenirlilik açısından onunla boy ölçüşecek yalnız Selanik ve İzmir limanları vardır. Onların da, İstanbul’daki kavşak özelliği yoktur.Böylece denebilir ki doğa va coğrafya İstanbul’un önemli bir şehir olmasına önceden karar vermişlerdir. Gene de, kuruluşundan Büyük Constantinus’un tarihi kararına kadar bu potansiyel en iyi şekilde kullanılmamıştı. Bunun
nedeni de büyük ölçüde teknolojinin zayıflığıdır. Boğaz, gemiciliğin erken evrelerinden beri kullanılıyordu, ama bu trafik bildiğimiz ölçülere göre “büyük” bir şehir için yeterli değildi.

Efsanevi Megaralı Byzas’tan yaklaşık 800 yıl sonra, İS 196’da Roma İm paratoru Septimius Severus, şehri zaptetti ve kendisine direndiği için cezalandırarak yaktı, surlarını yıktırdı. Ama bundan bir yıl sonra kendisinin yeniden sur yapması, şehrin önemini anladığının işareti sayılabilir.

İstanbul’u tarihi bir dünya merkezi haline getirme kararını bilinçli bir şekilde veren kişi Constantinus oldu. Roma İmparatorluğu’nun çeşitli sorunları karşısında imparatorun bulduğu çözüm onu yönetim sel olarak ikiye ayırmaktı; bu durumda, doğuda kalacak parça için Roma’ya denk bir büyük başkent yaratmak gerekiyordu.

Tarihçiler Constantinus’un ilkin Troya’yı düşündüğünü anlatırlar. Troya, klasik çağın İlyada gibi en büyük epiğinin kahramanı olan, ama yıkıntı halinde bir yerdi.

Constantinus’un kısa zamanda daha gerçekçi bir kar ara yöneldiği, Troya’nın temsil ettiği geçmişe karşılık, İstanbul’un vaad ettiği geleceği tercih ettiği görülür.Bu kararın İstanbul için sonucu şu bakımdan ilginçti: Şehir, planlı bir biçimde, başkent olmak üzere inşa edildi. Constantinus, aynı zamanda, Roma’nın Hıristiyan olmasına karar veren imparatordur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir