Sümela Manastırı Nasıl Gezilir ?

Click to rate this post!
[Total: 2 Average: 4]

John Freely Sumela Manastırı’nı, “Kayıp Ufuklar’ın setindeki Tibet Manastırları”na benzetir.


Gerçekten de öyledir. Ortaçağ şatosu benzeri güvenli yapısının yanında; konumu ve kartal yuvası niteliğindeki görünümü ile Sumela, dünyaca ünlü Tibet Manastırlarını andıran belki de Anadolu’da ayakta kalmış tek örnektir.

Muazzam bir kayanın orta kısmında, uçurumun yamacında, sanki her an aşağı düşecekmiş gibi duran, güneş vurduğunda altın yaldız işlemeli bir kaftan gibi parıldayan, büyüleyici bir yapıdır Sumela Manastırı.
Uzaktan bakıldığında dik bir uçurumun kenarında binbir zorlukla açmış, bin yılların mirasını taşıyan bir vargit çiçeğine benzer. Yanına vardığınızda, bulunduğu sarp noktadan yaşam kaynağı suya ve toprağa
ulaşabilmek için doğaya şekil vermiş ve gerektiğinde doğanın şekline uyarak, onunla bütünleşmiş, güneşe ulaşabilmek için hiçbir engel tanımayan, her şart ve zeminde rüzgara ve dondurucu soğuğa, yakıcı güneşe aldırmadan kalemle çizilmiş gibi düz ve dik büyüyen, devasa çam ağaçlarını andırır.

Araçla geldi iseniz, Aziz Barbara şapelini sağınıza alarak, on beş dakikalık rahat bir yürüyüşle Sumela Manastırı’na varılabileceğini daha önce söylemiştik. Ziyaretçiler, yolun bitiminde ilk olarak su kemerleri ve Manastır giriş kapısına ulaşmak için yürünmesi gereken taş merdivenlerin başlangıç noktasında, Manastır görevlilerinin biletçi kulübesi ile karşılaşır. Kulübede bulunan güler yüzlü görevliler, sizi oldukça sıcak karşılar ve biletinizi aldıktan sonra artık bunca zahmete katlandığınız, bu zamana kadar resim ve posterlerine hayranlıkla baktığınız, Ortaçağ şatolarını aratmayacak azamet ve ulaşılmazlığa sahip, bir dini tesis olmanın yanında; aynı zamanda başrahip idaresinde komünal bir yaşam alanı da olan Manastır’ın içine girmeden önce; şöyle birkaç dakika durarak dinlenmenizi, etraftaki çamların reçine, orman gülü ve çeşitli ağaçların muazzam kokularının karışımından oluşan havasını doya doya teneffüs etmenizi öneririz.
Bir metreden daha dar olan oldukça dik taş merdivenleri tırmanmaya artık hazırsanız, dönüş yolundaki ziyaretçilere yol vererek, yavaş yavaş biraz da heyecanla giriş kapısına doğru yola çıkılır. Manastır’ın tek giriş kapsının kaya bloğunda alt ve üst kısmındaki bölümleri; bombeli duvarlarla desteklenerek, kapı haricinden Manastır’a girişin engellendiği duvarların yaklaşık seksen derece açıya sahip bir yüzeye nasıl inşa edildiğini hayranlıkla izlenerek giriş kapısına varılır. Kapıdan iki kişinin aynı anda sığması imkansızdır, bugünkü mevcut demir kapı sonradan konulmuştur ve Manastır’ın orijinal kapısı değildir. Manastır’a giriş kapısı haricinde başka bir yerden girilmesi mümkün olmadığı için 80cm eninde, 1.70cm boyundaki bu dar kapıdan geçilmesi gerekir.

Giriş kapısından hemen sonra, yaklaşık üç metre uzunluğunda, kapı ile aynı genişlikte bir tüneli aşarak Manastır’a girmiş olursunuz. Geçmekte olduğunuz tünelin sol tarafındaki küçük kare boşluk, Manastır bekçilerinin üst kısımdaki gözetleme yerlerine çıkabilmeleri için kullanılmaktaydı ve Manastır’ın güvenliğinin sağlanması amacıyla vadi buradan sürekli gözetlenmekteydi. Karşı yamaçlarda, bu gözetleme noktalarının tam karşısında küçük bir şapel vardır ve muhtemelen zikredilen şapeldeki keşişler ile Manastır bekçileri özellikle geceleri vadideki emniyet durumu hakkında bir şekilde haberleşmekte idiler.

Tünelden sonra, Manastır kompleksinin iç kısmı artık tüm güzelliği ile gözlerinizin önündedir. Belki biraz da yorgunluğun verdiği bıkkınlıkla, günümüze kalmayı başarmış kısımların siluet görüntüsü, son yıllardaki restorasyon sonucu gözlerinizin önüne serilen metruk manzara karşısında bir an için hayal kırıklığı ile tarifi zor bir heyecan arasında gidilip gelinir.

 

Yazı Kaynak : Doç. Dr. İsmail Köse

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir